Sivas Ulu Camii, Anadolu’daki erken dönem büyük camilerin plan anlayışını bugüne taşıyan sade ve etkileyici bir yapıdır. Kızılarslan bin İbrahim tarafından 1196–1197 yıllarında yaptırılan cami, Selçuklu döneminde şehrin dinî ve toplumsal merkezlerinden biri oldu. Gösterişli bir cephe yerine geniş ibadet alanı, taş ayaklar ve tekrar eden kemerlerle kurulan iç düzen öne çıkar.
Kufe tipli plan ve iç mekân
Dikdörtgen planlı yapının harimine kuzey cephesindeki üç kapıdan girilir. Kıble duvarına dik uzanan sahınlar, çok sayıdaki taş ayağın sivri kemerlerle bağlanmasıyla oluşur. Orta sahnın biraz daha geniş tutulması, mihraba yönelişi güçlendirir. Düz damlı yapı, anıtsallığı yoğun süslemeden değil, yatay genişlikten ve taşıyıcıların ritminden üretir.
Bu yalınlık, Gök Medrese veya Buruciye’deki zengin taş bezemeyle karşılaştırıldığında Sivas’taki Selçuklu mirasının tek biçimli olmadığını gösterir. Ulu Cami’nin estetiği, işlevin ve mekânsal düzenin açıklığından doğar.
Eğik minarenin silueti
Tuğla örgülü minare sekizgen kaide üzerinde yükselir ve gözle fark edilen eğimiyle yapının en tanınan bölümüdür. Minarenin caminin ilk inşa tarihinden sonra, 13’üncü yüzyıl başında eklendiği kabul edilir. Eğimi yapıya karakter kazandırsa da bu durumun korunması mühendislik ve restorasyon bakımından dikkat gerektirir.
Ziyaret adabı ve rota
Ulu Cami ibadete açık yaşayan bir yapıdır. Namaz vakitlerinde ziyaret düzenine, giyim ve sessizlik kurallarına özen gösterilmelidir. Caminin ardından yakın çevredeki Gök Medrese, tarihî konaklar ve çarşı gezilebilir; böylece anıt yapı gündelik şehir dokusu içinde değerlendirilir.